ÇEK KANUNU NİHAYET DEĞİŞTİ

 

          Anayasanın 38. Maddesine 3.10.2001 tarihinde eklenen 7. Fıkra ile hiç kimse, yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirmemesinden dolayı özgürlüğünden alıkonamaz hükmü getirilmiş bu suretle de uygulamada en önemli yer tutan 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması hakkında Kanunun karşılıksız çekler için hürriyeti bağlayıcı ceza içeren 16. Maddesi işlemez hale getirilmiş ve bu suretle de mahkemelerin elinde bu dosyaların çözümsüz şekilde bu zamana kadar sürüncemede kalmasına neden olunmuştu. Nihayet tüm sanıklar, mağdurlar ve mahkemeler tarafından beklenen değişiklik kanaatimizce hayal kırıklığı yaratacak şekilde yayımlanarak yürürlüğe girdi.

          Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin 4814 sayılı Kanun’un 14. Maddesi, 3167 sayılı yasanın 16. Maddesini yeniden düzenlemiştir. Buna göre karşılıksız çek keşide edenin cezası artık hürriyeti bağlayıcı ceza değil, çek bedeli tutarı kadar ağır para cezası olacaktır. Fakat ikinci cümle bu suçtan mükerrir olanlara Bir Yıldan Beş yıla kadar hapis cezası verileceğini belirtmiştir. Madde ile getirilen bir diğer yenilik de 4. Fıkrada kısmen veya tamamen karşılıksız çıkan her çek yaprağının ayrı bir suç oluşturacağı hükmüdür. Bilindiği üzere daha önce Yargıtay içtihatlarının da çok isabetli olarak tespit ettiği üzere aynı hukuki ilişki nedeni ile verilen farklı çek yaprakları karşılıksız kalsa da tek suç olarak nitelenmekteydi.

         Düzenleme kanımızca hayal kırıklığı yaratmıştır. Zira her hukukçu bono, poliçe ve Çek’in kıymetli evrak hukukuna dahil birer ödeme aracı olduğunu bunların kanıt kuvvetlerinin farklı olmadığını ve fakat sadece işlevlerinin farklı olduğunu teslim ederler. Ancak hukukumuzda ödenmeyen poliçe ve bono için ceza yasalarında bir yaptırım yer almamakta bu enstrümanlar için sadece icra takibi yönünden farklı bir takip usulü getirilmektedir. Çek (Bankalardan kaynaklanan bazı endişelerle) hâlâ farklı bir statüye konulmaya çalışılarak genel hukuk ilkelerinden sapmış bir yörüngeye oturtulmaya çalışılmıştır. Ancak düzenlemenin çaresizlikler içinde kalınarak çıkarıldığı da ortadadır. Zira zaten ödeme zafiyeti içinde bulunup, bankalardan bir daha çek alamayacağını, itibarının zedeleneceğini bilmesine rağmen çaresizlik içinde çekinin karşılığını yerine getiremeyen tüccar, üstüne bir o kadar daha para cezası ile cezalandırılacak ve böylece tamamen ödeme imkansızlığı içine düşürülerek daha da kötü bir duruma sokulacaktır. Sonuçta ödeme aczi içinde bulunan sanığın yine bu cezayı da ödeyemeyerek bunun karşılığını infaz hukukuna göre hürriyeti bağlayıcı ceza şeklinde çekmesi ve sonucun dolaylı da olsa eski yasa ile aynı olması sağlanmıştır. Tabi mükerrirlerin hapis cezası ile cezalandırılacağına dair - kanımızca Anayasaya aykırı - hükmü için çok şey söylemeye gerek dahi yoktur. Zira sanık mükerrer olarak çek kanununa muhalefet etmiş olsa dahi çekin sözleşmeden kaynaklandığını düşünüyorsak ( biz bu fikre katılmıyoruz zira kambiyo senetleri istisnalar ayrık olmak üzere sebepten soyut belgelerdir ) mükerrer olarak işlenen bu fiili de yine yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğün yerine getirilmemesi olarak nitelemek gerekir.

       Önerimiz, Çekin diğer kambiyo senetleri gibi işlem görmesi, Çek karnelerinin verilmesi ve hesaplarının takibi konusunda bankaların sorumluluklarının artırılması, hukuki ilişkilerden kaynaklanan uyuşmazlıklar yönünden hapis ve para cezalarının tamamen kaldırılması yönünde olacaktır.