TCK 220 KAPSAMINDA SUÇ ÖRGÜTÜ

 

 

Genel Olarak

 

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesi, suç işlemek amacıyla örgüt kurma fiilini müstakil bir yaptırım altına almıştır.

TCK 220. maddede tanımlanan suç işlemek için örgüt oluşturmak suçu, bir tehlike suçu olup, kanun koyucu, toplumsal düzenin tehlikeye sokulmasının önlenmesini hedefleyerek gelecekte işlenebilecek suçların bertaraf edilmesi amacını taşımaktadır.

Suç örgütünün kurucu ve üyelerinin kendilerine veya başkalarına maddi veya manevi çıkar sağlamak arzuları şeklinde ortaya çıkan amaç, bu madde kapsamında değerlendirilmesi gereken suç örgütlerinin, temel olarak meşru ve ahlaki kabul edilmeyen yollardan ve bu nitelikli araçları kullanmak suretiyle kendi yönetici ve üyelerine ya da örgüt içerisinde yer almayan başka kişilere maddi veya manevi menfaat sağlamak maksadıyla kanunda suç sayılan fiilleri işlemek nihai hedefini taşımaları gerektiği sonucunu doğurmaktadır.

Amaçlanan çıkar’ın mevcudiyeti ile haksız ve gayrı meşru olup olmadığının tespiti konusunda kanun koyucu net bir tanım yaparak, kanunun suç saydığı filleri işlemek amacının mevcudiyetini şart koşmuştur.

Kanun koyucu, suç örgütünün yapısı ile ilgili çok açık bir tanımlama yapmamakla beraber, cezalandırma sistemini düzenlerken, bu madde kapsamında bir örgütün kurucularının, yöneticilerinin ve örgüt adına faaliyetlerde bulunan üyelerinin bulunacağını öngörmüş olmaktadır.

Bu örgütün üyeleri arasında örgüt adına hizmet yüklenmiş ve birtakım faaliyetler gerçekleştirmiş olanlar olacağı gibi henüz hiçbir hizmet ve faaliyette bulunmamış olan üyeler de bulunabilecektir.

Demek ki örgütlenmenin varlığından söz edebilmek için en azından yönetici konumunda olan, ortak hedef doğrultusunda faaliyet ve eylem emirleri veren ve diğer üyeler arasında koordinasyonu sağlayan bir veya birkaç kişinin varlığı ile ortak hedef doğrultusunda gerçekleştirilecek faaliyet ve eylemlerin belirlenmesi konusunda alınacak kararlara katılma imkanı olan ancak ille de katılma zorunluluğu bulunmayan birkaç üyenin bulunması gerekecektir.

Örgütün yöneticileri ile diğer üyeleri arasında mutlak bir hiyerarşinin ve üyelik disiplinine ilişkin kuralların bulunup bulunmayacağı konusunda madde bir açıklık taşımamaktadır. Burada kanun koyucunun amacını yorumlama görevi yine yargı organlarına düşmektedir.

Bu madde kapsamında bir suç örgütünün varlığından söz edebilmek için, bu yapılanmanın TCK’nun iştirak halinde suç işleme kavramından ayrı olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Üyeleri arasında kanunda suç sayılan fiillerin birini veya birkaçını gerçekleştirebilmek maksadıyla düşünce birliği bulunmayan ve özellikle, belirlenen amaçlar doğrultusunda birden fazla ve belirsiz sayıda eylem gerçekleştirmek ve suç işlemek niyet ve düşüncesine sahip olmayan topluluklar bu madde anlamında bir suç örgütü olarak vasıflandırılamayacak, ancak iştirak halinde işlenmiş ya da teşebbüs derecesinde kalmış bir suçun varlığından bahsedilebilecektir.

Bir başka ifade ile örgüt üyelerinin zihninde ortak menfaatleri doğrultusunda birden çok, ne zaman sona ereceği bilinmeyen ve kararlaştırılmamış sayıda suç işleme niyet ve kararının bulunması gerekmektedir.

Suç örgütünün oluşumunu tamamlamış sayılması ve cezalandırılabilme şartlarının gerçekleşmiş olması için, belirlenen amaçları gerçekleştirebilmek maksadıyla belirlenen araçları kullanmak suretiyle birden çok ve belirsiz sayıda suçları işlemek ortak niyet ve düşüncesi altında faillerin bir araya gelmiş olmaları gereklidir ve yeterlidir. Her bir organizasyona ilişkin olarak, faillerin bu yöndeki ortak niyet ve iradeleri mevcut delillerin ışığı altında irdelenecek, örgütün bir veya birden çok suçu önceden işlemiş olması bu suçun oluşumunda bir unsur olarak aranmayacaktır.

 

Aynı fail hakkında birden fazla örgüt üyeliği

 

Tartışılması gereken bir diğer konu, aynı failler hakkında birden fazla örgüt üyeliği suçunun oluşup oluşmayacağı meselesidir.

Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ile belirlenen; yakalama, tutuklama ve iddianame gibi sebeplerle hukuki ve fiili kesintiye uğrayan örgüt üyeliği suçunun bu kesintiden sonra devamı halinde ikinci bir suçun oluştuğunu kabul edebilmek için öncelikle hukuki mevcudiyeti yargı kararları ile ispatlanmış, failin iradesinden bağımsız ve dış dünya da yer alan bir örgütün bulunması şarttır.

Nitekim terör örgütlerine ilişkin kamu davalarında gerek son soruşturma ve gerekse istinaf ve temyiz safhalarında sanıkların mensubu oldukları iddia edilen örgütün silahlı ya da silahsız bir terör örgütü niteliğinde bulunup bulunmadığı bir ön şart olarak inceleme konusu yapılmaktadır.

Hukuki mevcudiyeti yargı kararları ile ispatlanmış bir terör örgütüne üyelik suçunun hukuki ve fiili kesintiye uğradıktan sonra failin yeni bir irade ve kast altında aynı örgüte tekrar yönelişi ikinci bir suça vücut verebilecektir.

Oysa ki TCK 220. madde kapsamındaki suç örgütlerine ilişkin yargılamalarda, çoğunlukla o yargılama dosyası öncesinde hukuki varlığı kanıtlanmış bir suç örgütü yoktur. Böyle bir örgütün mevcut olup olmadığı yapılacak yargılama sonucunda verilecek karar ile ortaya çıkacaktır.

Örgüte ilişkin yargılamanın devamı sırasında sanıkların ortak menfaat temini amacına yönelik olarak işleyecekleri yeni eylemlerin ana yargılama dosyası ile birleştirilerek örgütün mevcut olup olmadığı konusundaki delillerin takdirinde bir bütün olarak ele alınmaları ve değerlendirilmeleri gerekecek, örgütün mevcudiyeti yönünde kanaat oluştuğu takdirde sanıklar müstakil eylemleri için ayrı ayrı cezalandırılmakla beraber tek bir örgüt üyeliği suçu nedeniyle cezalandırılabileceklerdir.

Nitekim terör örgütü yargılamalarına ilişkin dosyalarda da terör örgütünün kuruluşu ve eylemleri yargılaması yapılan dosyaya istinat ediyorsa, bir başka deyişle, o dosya kapsamı öncesinde o örgüt ile ilgili başka bir yargılama yapılmamış ve yargısal karar verilmemiş ise o yargılama sonuçlanıncaya kadar sanıkların sonradan işleyerek yargılamaya konu edilecek eylemleri nedeniyle iki ya da daha fazla kez örgüt üyeliği suçunun oluşacağı yönünde bir düşünce ve içtihat da bulunmamakta, aksine aynı sanıklara ilişkin ve birbirine yakın zaman dilimleri içerisinde yer alan farklı eylem dosyalarının birleştirilerek hukuki durumun takdiri yönünde uygulama yapılmaktadır.

 

İşveren fail

 

Suç örgütü üyelerine müracaat ederek onlardan alacağının tahsilini, uyuşmazlığının çözümünü ya da herhangi bir şekilde menfaat talep eden, kısaca işveren konumunda olan faillerin hukuki durumunun da tartışılması gerekmektedir.

Bu failler de tıpkı diğer failler gibi suç örgütünün birer üyesi olarak kabul edilebilecekler midir?

Buna hukuken imkan bulunmamaktadır. Zira örgüt üyelerinin çok ve belirsiz sayıda suçları birlikte işlemek ortak niyet ve kararı altında bir araya gelmiş olmaları gerekmektedir. Bu failler ise örgüt ile sürekli bir birliktelik içinde olmak gibi bir niyete sahip değildirler ve örgüt üyelerine sağlayacakları menfaat karşılığında kendi menfaatlerini temin kastı ile hareket etmekte olup bu gerçekleştiği anda örgüt ile olan ilişkileri son bulacaktır.

Peki bu failler suç örgütüne yardım ve yataklık etmiş gibi değerlendirilebilecekler midir?

Bunu kabule de hukuki olanak bulunmamaktadır. Zira bu faillerin kastı, örgüt üyelerine maddi ya da manevi yardım sağlamak değil ücreti karşılığında kendi menfaatlerini gerçekleştirmektir.

Acaba TCK’nun kendiliğinden hak almaya ilişkin hükümleri bu failler hakkında uygulanabilecek midir?

Maddede yer alan tanımlamaya bakılacak olursa, burada failin iddia ettiği hakkını alabilmek maksadıyla eşya ya da kişiler üstünde kuvvet kullanması ve bu kuvvet sarfını bizzat kendisinin gerçekleştirmiş olması gerekmektedir. Yoksa hak sahibi olduğunu iddia eden failin maddi olarak iştirak etmediği bir fiili gerçekleştiren kişileri dahi kendiliğinden hak alma suçunun kapsamına dahil etmek gibi bir muhakeme ile karşılaşılabilir ki bu da kanun koyucunun kast etmediği bir sonuç olsa gerektir.

Kendiliğinden hak alma suçuna vücut veren eylem ya da eylemler bizatihi hak sahibi olduğunu iddia eden failin iradesine tabi ve onun kendi seçimi ile hayata geçirdiği bir tercih olarak ortaya çıkmaktadır.

Halbuki burada fail hakkını bizzat almaya yönelik herhangi bir eyleme girişmemekte, çıkar amaçlı suç örgütü üyelerine belirli bir maddi menfaat sağlamak karşılığında kendine ait olduğunu iddia ettiği hakkını onların tehdit, baskı, cebir veya şiddet içeren eylemsel araçlar kullanarak almalarına cevaz vermekte, sağlanacak menfaatin miktarını ve temini için kullanılacak araçların seçimini örgüt üyelerine bırakmaktadır. Buradaki irade kendiliğinden hak almadan daha farklı ve daha yoğun bir kasta işaret etmektedir Bu bakımdan bu hükümlerin de bu tür fiilleri kapsamayacağı kanaatini taşımaktayız.

Bu şartlar altında işveren failin fiilinin, örgüt üyelerinin kullanacağı eylemsel araçlara mutlak bir bağlılık arzettiğinin kabulü gerekmektedir. Örgüt üyelerinin kullandıkları eylemsel araçların elverişli kabul edilebilmeleri için müstakil olarak bir suç tanımına uygun bulunmaları zorunlu olduğuna göre işveren failin hukuki durumunu da bu eylemlere asli manevi iştirak, yani azmettirme olarak değerlendirmek hukuka ve mantığa en uygun çözüm olarak ortaya çıkmaktadır.